Ana səhifə | Forum

Arxiv

B.E. Ç.a. Ç. C.a. C. Ş. B.
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829

Səsvermə: Sorğu

Veb saytımızda ən çox nələri görmək isteyirsiniz?


Dünya Gənc Türk Yazarlar Birliyi, ”Тürkün səsi” (Məqalələr toplusu), “Vektor”, Bakı – 2008, 190 səh.



Əkbər QOŞALI «Ölümlərin ötəsi» (şeir və deyimlər). «Vektor» Nəşrlər Evi. Bakı, 2007. 140 səh.

Gözler arasındaki ilişkiyi biliyor musun?

Şriftin ölçülərini müəyyənləşdirin: Decrease font Enlarge font
image

 Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı
 varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok
 soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve
 çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası.
 Günler boyu iş aramış ama bulamamış... Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış,
 yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev
 sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta
 bulmuş kendini...

 Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek
 yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan
 ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba
 yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş
 arabadan inen yaşlı adam,

 "Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye
 söylenmiş.
 Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım
 attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki
 paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar,
 "Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem
 acaba?" diye düşünmeye başlamış.
 Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve
 kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını
 ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı işadam,
 terzinin yanına yaklaşıp,
 "Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana
 verebilirim" deyince,
 "Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını
 düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş"
 diye yanıt vermiş terzi.
 Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya
 onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş.
 "Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?" diye soran
 yaşlı adam, "Ben terziyim" yanıtını alınca
 "Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın" diyerek arabaya bindirmiş
 bizim terziyi.
 Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli
 bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam,
 terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılığında tek
 istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir
 işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış.
 Bu arada yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden
 zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş. Küçük
 dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka
 için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık "ünlü işadamı" diye anılır olmuş.

 Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş
 bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman
 varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp
 krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmasını
 sağlamış. Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa
 yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir
 yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi
 bekliyormuş.
 Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü
 yaşlı adamı ziyarete gidememiş.

 Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın
 kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye
 başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine
 küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede
 hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul
 etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini
 istemiş.
Ve başlamış anlatmaya:

 "Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve
 odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu
 yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince,
 çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş.

 Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını
 kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona 

"Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok
 güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para
 kazanacaksın" demiş. Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o
 şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes
 onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen
 eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için
 koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi
 bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye
 gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış
 oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar
 söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış.

 Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor
 kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de
 senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke
 güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın..."

 Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü
 yokmuş...

 Dostluk iplerinizi koparmamanız dileğiyle.......

 Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla,

 Yaşlanmak hoş değil, duvarlara baka baka.

 Bir dost göz arayışıyla,
 Saat tıkırtısıyla...
 Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla,
 Ama; ''Günün aydın, akşamın iyi olsun'' diyen biri olmalı.
 Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.

 Yoksa zor değil, hiç zor değil,

 Demli çayı bardakta karıştırıp,
 Bir başına yudumlamak doyasıya.
 Ama ''Çaya kaç şeker alırsın?''
 Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...

 CAN YÜCEL

 Gözler arasındaki ilişkiyi biliyor musun? Onlar birlikte göz kırparlar,
 birlikte ağlarlar, her şeyi birlikte görürler ve birlikte uyurlar. Buna
 rağmen asla birbirlerini görmezler. Arkadaşlık bunun gibi olmalı.
 Arkadaşsız hayat cehennem gibidir.

 Senin en iyi arkadaşın kim? Bunu bütün iyi arkadaşlarına gönder. Eğer ben
 onlardan biriysem bana da gönder. Eğer üçten fazla gelirse sen gerçekten
 sevilen birisin...

 Sevgilerimle, RAFET MURAT

 



Yorumunuz comment Şərhlərə görə (0 göndərilib)

 

© 2008-2009 Dünya Gənc Türk Yazarlar Birliyi / www.dgtyb.org / Powered By WebStudio.Az