Ana səhifə | Forum

Arxiv

B.E. Ç.a. Ç. C.a. C. Ş. B.
123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031

Səsvermə: Sorğu

Veb saytımızda ən çox nələri görmək isteyirsiniz?


Dünya Gənc Türk Yazarlar Birliyi, ”Тürkün səsi” (Məqalələr toplusu), “Vektor”, Bakı – 2008, 190 səh.



Əkbər QOŞALI «Ölümlərin ötəsi» (şeir və deyimlər). «Vektor» Nəşrlər Evi. Bakı, 2007. 140 səh.

Şehirlilik ve Medenilik

Şriftin ölçülərini müəyyənləşdirin: Decrease font Enlarge font
image

 Naci YENGİN
            

 Kavram Kargaşasını aşmak için öncelikle “şehirlilik” kavramını ortaya koymak gerek.

 Bugün de tartışılan bu kavrama Tanzimat'tan itibaren yapılmış belli başlı sözlüklerimizde şu anlamlar verilmiş “Medenilik”kavramına. Lügat-ı Nâcî: "Medenîlik, şehirlilik, bedevîliğin zıddı. Terakkiyât-ı hâzıraya muvafık surette maişet ve ictima" (Muallim Nâcî, 1995); Kâmûs-î Türkî: "İlim, teknik, sanayi ve ticâretin nimetlerinden gerçek anlamda yararlanarak, bolluk, rahatlık ve güvenlik içinde yaşayış, hazariyet, terakkî. (Şemseddin Sâmî, 1989); Mükemmel Osmanlıca Lügat: "Bedeviyetin zıddı. Medenîlik, şehirlilik, terakkîyât-ı hazıraya muvafık surette maîşet ve ictima" (Ali Nâzimâ, 1318); Osmanlıca-Türkçe Sözlük: "Şehirlilik, hayattan tam faydalanmak, iyi ve rahat yaşama. (Özön, 1997); Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat: "Medenîlik, şehirlilik, uygarlık" (Devellioğlu, 1993); Türkçe Sözlük: "Uygarlık" (Türk Dil Kurumu, 1988)

Medeniyetlerin kalbi şehirlerdir.

Bu yargıyı doğu ve batı kültüründen gelmiş insanların değerlendirmesi elbette farklı olacaktır. Ancak her iki medeniyetin de benimseyeceği ortak yargı olan  “şehirli” kavramı ile  “medeni” kavramlarının iç içe geçmiş kavramlar olduğu aşikârdır. İslam’ın Medine Site Devleti’nde Medine’nin başkent olarak benimsenmesi ve bu durumun Hz. Ali Dönemine kadar devam etmiş olması “medenilik” anlamında dinin doğasında yerleşik bir kültürün varlığını ön plana çıkarmaktadır.

Medine ile medeniliğin ayrılmaz bir bütün olduğu görülmektedir. Hatta biraz daha gerilere gidilecek olursa inşa edilen ilk mabedin Mescid-i Aksa( Süleyman Mabedi) olma durumu da ilahi dinlerin doğasında yerleşik hayat ve bu yerleşik hayatı şekillendiren dini değerlerin oynadığı rolü ortaya koymak mümkündür             

Şehirleri yaratan değerler kültürü ve değerler kültürünü oluşturan üst kültürlerin o inancı benimseyenler tarafından algılanış biçimi; anlamlandırma farklılıkları toplumdan topluma kültürden kültüre ayrılıklar gösterir. Bu farklı olma durumu yalnız İslam coğrafyasına has bir durum değildir. Aksine Musevilik ve Hıristiyanlığın değişik algılamalarında da bu böyledir. Ve bunu değiştirme imkânı da yoktur. Zira dinin doğası Musevi ve Hıristiyan toplumları arasında zaman içerisinde adeta “yeni dinler” olarak ayrışmış ve bu ayrışma sanattan siyasete, kültürden insanın meydana getirdiği tüm değerlere yansımıştır. Bu ayrışmayı ne Fransız İhtilali ne de Sanayi Devrimi gibi Avrupa’nın toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel yapısını derinden sarsan gelişmeler değiştirememiştir. Fransız mimarisi ile İtalyan mimarisi farklıdır. Ne ki tekil olarak her fırsatta gündeme gelen Batı Medeniyeti söylemi diye ortak bir medeniyetin olmadığı olamayacağı da vurgulanmalıdır.

Batının içinde bulunduğu derin ayrışmışlık durumu İslam dünyasında daha yüzeysel ve sunidir bizce. Bu tezi kanıtlayacak onlarca gelişme ve meydana getirilen kültürel değerler hala ayakta durmaktadır.

Medeniyetler din merkezli gelişme göstererek ivme kazanırlar. Bu durum İslam dinini şekillendirenin bizzat Hz. Peygamber olması ve İslam’ın ana kaynağının değişmeden günümüze kadar gelmesiyle doğru orantılıdır. Burada elbette ki Müslüman toplumların kültürel farklılıkları ve bu farklılıkların yarattığı siyasi, kültürel çalkantılı dönemlerden geçildiği bir vakıadır. Ancak Batı Medeniyeti olarak bilinen Hıristiyan ve Yahudi kültür senteziyle Yunan pagan dinlerinin kaynaşarak oluşturduğu çok dinli bir medeniyetin yanında İslam Medeniyetinin oluştura geldiği dinamik kültürün temellerini meydana getiren değerlerin özde bir olması suniliği önleyen temel etkenlerin başında gelmektedir.

İslam dünyası tek bir medeniyetin ürünü olagelmiş yekpare bir medeniyettir. Bu yargı toplumsal dokuların din ve din çerçevesinde şekillenen kültürlerin iç içe geçtiğini ve kısa bir zaman içerisinde birbirlerine uyum sağlayabilen insanların ortak değerleri benimsediklerini görebilmekte, gözlemleyebilmekteyiz. Burada şekil değil mana ve özden bahsettiğimizi vurgulamak isteriz. Elbette ki mimaride yerel değerlerin, folklorun, gelenekselliğin etkisi olacaktır.

İslam medeniyetini tek merkezli medeniyet haline getiren değerlerin oluşmasında dinin öneminin yanı sıra dini yaşama koyan devlet ve yöneticilerin de rolü göz ardı edilemez. Bir Osmanlı Medeniyeti ve Osmanlı’nın din algılaması ile Emevi Devletinin din algılamaları; bu dini yaşama koyma felsefeleri arasında büyük farklar vardır. Ancak şurası bir gerçektir ki medeniyet evrenselliğe ancak ve ancak bilimle, özgür düşünce ve sanattan siyasete her alanda yapılacak çalışmalara kucak açma teşvik etmekle mümkün olabilmiş şimdiye kadar.

Osmanlının ve bir medeniyetin ortadan kaldırılmak istenmesine karşın bu medeniyetin küllerinden doğarcasına yeniden ayağa kalkması son yıllarda daha bir gözle görülür hale gelmiştir.

Gerek devleti yönetenler ve gerekse devleti yönetenlerin iradesiyle yönetici konumunda bulunanların bir medeniyetin gelişmesine yapacakları katkı oranında derin kökler yolunda yeni adımlar atılacaktır.

Bir toplumun en canlı organizmaları şehirlerdir.

Medeniliğin yaşatılabildiği ölçüde şehirlerde varlığını sürdüren temel dinamikler ateşlenmeye, harekete geçirilmeye her dem hazır ve nazır bekleyen insanlarla doludur. Yeter ki el verilsin, yeter ki seslerine kulak verilsin insanların.

Şehirler de öyledir.

Yerel yöneticiler ve devleti temsil eden mülki erkânın şehirlerine sahip çıkma oranı ile medenilik arasında derin bağlar olduğu gerçeği üzerinde çok düşünmek gerekir!

(Qaynaq: avrasyagundemi.com)



Yorumunuz comment Şərhlərə görə (0 göndərilib)

 

© 2008-2009 Dünya Gənc Türk Yazarlar Birliyi / www.dgtyb.org / Powered By WebStudio.Az