Geçen yıl kaybettiğimiz, Türk şiirinin gururu Fazıl Hüsnü DAĞLARCA'yı, ölümünün 1. yılında minnet ve sevgiyle anıyoruz.
Suat ENGÜLLÜ'nün Yazısı
Biraz daha gecikir diye beklenen acı haber geldi:
Fazıl Hüsnü Dağlarca yaşamını yitirdi...
Kanımca Nobel’i hak etmiş ancak “Yurtta sulh, cihanda sulh” felsefesi üzerine bina edilmiş Türkiye’yi hâlâ hümanizma ve rönesansı hızlandıran değil, Viyana kapılarına dayanmış sözde “korku saçan barbar” Osmanlıyla özdeşleştirmeye ve bir tehlike gibi görmeye devam eden, Türklere hâlen ırkçı zihniyetiyle yaklaşan Avrupa’nın ayrımcılık engeline takılan, Türkçe’nin büyük şairlerinden biriydi Dağlarca. Türk şiirinin efendilerinden biri. Şiirin ticaretini yapmayan, şiirin onuruna sahip çıkmayı baş tacı eden şiir havarilerinden biri.
O, yalnız Türkiye’nin değil, ne yazık ki tanıtılmaları ve tanınmaları için pek bir şeyler yapılmayan birçok Türk şairi gibi Türk Dünyası’nın da şairiydi.
Sanırım bunun en çok bilincinde olanlar, tıpkı Çağdaş Türk Şiiri’nin ve yeni şiir dilinin mimarı Üsküplü Yahya Kemal Beyatlı gibi, Türkçe’nin ses bayrağı Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı da kendi gök kubbelerinin şairiymişçesine bağırlarına basıp ona ve şiirine gönülden sahip çıkanlar, Makedonya Türkleriydi.
Dağlarca’yı Makedonya Türkleriyle buluşturan, Makedonya’ya dolayısıyla da Yugoslavya’ya tanıtan, Makedonya Türk yazarlarından merhum Necati Zekeriya’ydı. 1974 yılında Uluslar arası Struga Şiir Akşamları Altın Çelenk Ödülü’nün Dağlarca’ya verilmesinde de Necati Zekeriya’nın rolü ve katkısı belirleyici unsurlardan biri olmuştur.
Dağlarca’nın kitapları arasında gösterilen, ilk çocuk şiirleri kitabı olduğu vurgulanan[1] “Açıl Susam Açıl”[2], Makedonya’da bir zamanlar Makedonca, Türkçe ve Arnavutça çocuk dergileri ve çocuk kitaplarının basıldığı Detska Radost Yayınları çatısı altında yayımlanan Sevinç Çocuk Dergisi ve Sevinç Kitapları Yayın Yönetmeni görevinde bulunduğu dönemde Necati Zekeriya tarafından hazırlanıp yayımlatılmıştır. Büyük şairin 1967 yılına kadar yayımlanan kitaplarında yer alan, çocuk şiiri özelliği taşıyan şiirlerini içeren bu kitap, bir Necati Zekeriya seçkisidir. Ne yazık ki Dağlarca şiirini çocuklarla ilk kez buluşturan, Makedonya, doğrusu Yugoslavya Türk çocuklarına tanıtan, Dağlarca’yı yoğun bir şekilde çocuk şiirleri yazmaya, çocuk şiiri kitapları da yayımlamaya yönlendiren adı geçen kitapta yer alan şiirlerin, aslında Necati Zekeriya’nın seçkisi olduğu, hiçbir yerde belirtilmemektedir.
Dağlarca’nın Makedonya’da hem Türk hem Makedon şiir severlerine tanıtılmasında, 1970 yılında yazın-oyun topluluğu olarak kurulup Makedonya Türklerinin kültür hayatına yeni, çağdaş bir soluk getiren, bütün kösteklemelere, her türlü engellemelere rağmen 1989 yılının sonlarına kadar faaliyetini sürdüren Orhan Veli-Kanık Sanat Severler Kulübü’nün de önemli katkıları olmuştur.
Orhan Veli-Kanık Yazın-Oyun Topluluğu’nun ilk Dağlarca Şiir Gece’si,[3] Üsküp’ün kavurucu sıcaklarının çoktan başladığı, tatil dönemi olan Temmuz’un ortalarına rastlamasına rağmen kalabalık bir şiir sever topluluk tarafından izlenip alkışlanmıştı. 13 Temmuz 1971 akşamı Üsküp Halklar Tiyatrosu sahnesinde gerçekleştirilen gecede, Necati Zekeriya Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şiiri hakkında bir konuşma yapmış, konuşmanın ardından topluluk üyelerinden Bedia Begovska, Fahri Ali, İrfan Bellür, Eltür Davut, Şaban Süleyman ve bu satırların yazarı, büyük Türk şairinin, yüzyıllardır değişmeyen ve günümüzde de devam eden, adına yayılmacılık dediğimiz o evrensel acı gerçeği, “Batıdaki kardeşlerim / Yeter artık çaldığınız / D ağından taşından / Gömüsünden / Yeryüzünün...” dizeleriyle haykırdığı meşhur “Çirkin Sofra”; son zamanlarda şu bizim mütareke kafalı cahil liberal aydınlarımız tarafından sıkça ve çokça sömürülen “İnsan Atatürk”ü son derece veciz olarak belleklere ve yüreklere aşıladığı unutulmaz “İnönü Dolaylarında Mustafa Kemal” şiirlerinin de yer aldığı engin şiir dünyasının kapılarını aralamışlardı.
Uluslar arası Struga Şiir Akşamları Altın Çelenk Ödülü’nün Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya verileceğinin duyurulması, Orhan Veli Kanık Yazın Oyun Topluluğu üyelerini hemen harekete geçirmişti. Ciddi ve yoğun bir çalışma sonunda, 10 Mayıs 1974 akşamı Üsküp’ün Gotse Delçev Yerel Birliği (Türkçe deyimiyle muhtarlığı) salonunda gerçekleştirilen son derece seviyeli bir Dağlarca Şiir Gecesi ortaya çıkmıştı.[4] Dağlarca’nın şiirleri, bu sefer, Mensur Aslani yönetiminde yeni kurulan, topluluğun “OrKan 73” müzik grubunun müzik eşliğinde, iki dilde, doğrusu Türkçe-Makedonca olarak okunmuştu. Şairin yaratıcılığı hakkında, bu satırların yazarı ve Makedonya Türk şairlerinden İlhami Emin konuşmuş, Necati Zekeriya şairle ilgili anıla rını anlatmıştı.
Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya Altın Çelenk Ödülü’nün verildiği 22-25 Ağustos 1974 tarihleri arasında düzenlenen Uluslar arası Struga Şiir Akşamları sona ermiş, Üsküp’e dönülmüştü. 26 Ağustos Akşamı Üsküp’te, günümüze ulaşan Osmanlı dönemi mimari eserlerinin en güzel örneklerinden biri olan Kurşunlu Han’da, şiir akşamlarına katılan şairlerin katılımıyla geleneksel Üsküp şiir şöleni gerçekleştirilmiş, Makedonya Türkleri olarak gurur duyduğumuz Altın Çelenk Ödüllü Dağlarca’yı bir daha yürekten alkışlamıştık. Ertesi gün, akşama doğru, Yahya Paşa Mahallesi’nde bulunan evimizin kapısı çalındı. Kapıda, çok genç yaşta kaybettiğimiz Makedonya Türk yazarlarından dostum, Altın Çelenk Ödülü’nün verilmesi dolayısıyla Struga Şiir Akşamları Yayını olarak yayımlanan “Dağlarca” kitabının seçki ve çevirisini yapan Alaettin Tahir ve Üsküp 25 Mayıs Gençlik Evi Kültür-Sanat Etkinlikleri Sorumlusu İlindenka Petruşeva vardı. Bu beklenmedik ziyaret karşısında şaşakaldım elbette ki. Petruşeva hemen ko nuya girdi. “Birkaç ay önce Orhan Veli Kanık Topluluğu olarak düzenlediğiniz Dağlarca Şiir Gecesi’nin, bu sefer Dağlarca’nın da katılımıyla 1 Eylül akşamı gençlik evinde tekrarlanması mümkün mü?” diye sordu. Gerçi zaman dardı ama Petruşeva’nın sorusuna olumsuz yanıt vermek de hiç doğru olmazdı. “Tamam.” dedim ve hemen hummalı bir çalışma başladı. Topluluk üyeleri olarak tek endişemiz, bu kısa sürede şiir gecesinin tanıtımı için elimizden gelen her şeyi yapmış olmamıza rağmen, yaz ve tatil rehavetinin hâlâ devam ettiği bir sırada gerçekleştirilecek geceye, bizi büyük şairin karşısında mahcup etmeyecek sayıda izleyicinin gelip gelmeyeceğiydi. Pazar akşamı gelip çattığında, şiir gecesinin başlamasına bir saat kala, 25 Mayıs Gençlik Evi’nin açık hava gösteri alanı, programı izlemeye gelen kalabalık şiir sever topluluğuna dar gelmişti. Petruşeva’nın, beş yüzün üstünde olduğunu söylediği bu kalabalığın verdiği mutluluğu, Dağlarca’nın gözlerinden okumak hiç zor değildi.
Fazıl Hüsnü Dağlarca, sonraki yıllarda da, ikinci “şiir vatanı” Makedonya’ya, benim “Şiir Cumhuriyeti” dediğim Struga’ya, Kosova’ya defalarca geldi; “Dağlarca Ağabeyimiz” olarak, paha biçilmez şiir dünyasını bizlerle paylaştı. Şiir Cumhuriyeti Struga’da onunla son karşılaşmam, 1986 yılında düzenlenen 25. Uluslar arası Struga Şiir Akşamları’ndaydı. O yıl, Altın Çelenk Ödülü’nü alan, hayatta olan, aralarında Andrey Voznezenski, Eugène Guillevic, Bulat Okucava, Blaje Koneski gibi ünlü şairler bir araya getirilmişti. Bundan beş yıl önce yitirdiğimiz, Bosna Hersek Şiiri’nin önde gelen isimlerinden İzet Sarayliç, şiir akşamlarının ikinci gecesindeki sohbetimiz esnasında, Altın Çelenk Ödülü’nü iki yıl sonra, 1988’de alan ünlü Sırp kadın şairi Desanka Maksimoviç’in, Dağlarca’yı, bu önemli şiir ödülüne lâyık görülen şairlerin en büyüğü olarak gördüğünü söylediğini belirtmişti.[5]
Evet, en sonunda Dağlarca da, ömrünü, şiirle güzeltmeye adadığı, ne yazık ki büyük umutlarla girdiğimiz 21. yüzyıla kötü başladığını gördüğü dünyamızdan, “Benden bu kadar.” dercesine ayrıldı.
Okudukça yeni yeni değerlerini keşfedeceğimiz, bu yeni değerleri keşfettikçe daha da zenginleşeceğimiz, Türkçe’nin ses bayrağı büyük bir şiir hazinesini miras bırakarak.
Bu yazı, başlı başına koca bir şiir dünyası olan Dağlarca’ya lâyık değildir belki; ama Dağlarca Tarihi’ne bizim de naçizane bir katkımız olur umarım.
Bize andaç bıraktığın düşlerin, umutların hiç solmayacağı ebedi şiir bahçende rahat uyu, Türk Şiirinin Efendisi!







YENİLİKLƏR